Önceki hayatımda bir kediymişim. Kısa bacaklı, yer yer kınalı tüylü, ufak yüzlü bir sokak kedisi… her kedi gibi boğazıma pek düşkünmüşüm. Şehrin dört bir tarafından enfes yemek kokuları yükseliyormuş, tabii ben onları yiyemiyormuşum ve bu duruma fena içerliyormuşum.
Yine bu duruma içerlediğim bir gün, yemek aramak için bir çöp yığınının içine girmişim. Bu çöp yığının arasında burnuma bir süt kokusu gelivermiş. Kokunun geldiği yeri başlamışım eşelemeye. Eşeleye eşeleye en sonunda bakırdan antika bir süt testisi bulmuşum. Dibinde kalan süt birikintisini yalamaya başlamışım. Testinin içinde ki son süt damlacıklarını da iyice yalayayım derken, bir gölge hissetmişim tepemde. Kafamı kaldırıp bir bakmışım ki elinde sihirli değneğiyle mavi-mor bir cin bana bakıyor! Hemen diken diken yapıp tüylerimi, tıssslayıvermişim cine. Hikayenin bundan sonrası tanıdık. Cin demiş ki, “dile benden ne dilersen”, kedi demiş ki “ben bu güzel yemeklerden yemek istiyorum”. Cin demiş, “sen bir kedisin! onlardan yiyemezsin!”. Kedi de demiş ki “o zaman beni insan yap, böylece hem pişirebilirim hem yiyebilirim :)”. Cin demiş ki, “hayırlısı neyse, o olsun be kanka”.
OzA
Devamını okuyun...>>