Nefes alıp verdiği bu dünyanın üzerinde kendi yaşamının anlamını arayan insanın yolu sıklıkla bu dünyanın dışına, daha aşkın başka dünyalara düşer. Öncelikle büyük dinlerin insanlara öğrettiği gibi gerçek dünya başka bir yerdedir ve tıpkı bu dünyanın geçici olması gibi bu dünya üzerinde bizi temsil eden bedenlerimizde geçicidir ve gerçek değildir. Gerçeği ve anlamı ararken es geçtiğimiz bedenimiz Klasik dönemden Modern döneme kadar olan felsefe tarihi boyunca da ikincilliğini ne yazık ki korumuştur. Beden ve ruh ilişkisi üzerine pek çok şey söylenmiş, genellikle beden ruhun bir taşıyıcısı olarak görülmüş ve ruh daha üstün tutulmuştur. İnsan davranışlarının bedensel niteliğini toplumsal hareket içinde değerlendirirken temel dayanak olarak, bedeni hareket ettiren zihin, ruh veya tinin varlığı kabul edilmiştir.
Buradan daha gerçek bir başka dünyanın olmadığı bilgisini taşıyarak bakışımızı üzerinde yaşadığımız dünyaya çevirelim. Fark edeceğiz ki bizi biz yapan tüm yönleri birleştiren bedenimizle baş başayız. Düşünsel olarak yadsıdığımız bedenimiz her ne kadar ikincil gibi görünse de hakim ideolojilerin ve iktidarların ilgi alanlarında ilk sıralarda yer aldığını unutmamak gerek. Bedenin, 1980’li yıllarda sosyolojinin gündemine artan bir yoğunlukla girmesi, ‘Beden Sosyolojisi’ nin hızla gelişen bir dal olması, beden üzerindeki baskının eskiye göre çok daha derinleştiğinin ipuçlarını bize verir.
Eğitim, sağlık, askerlik, cinsellik ve hapishane gibi konularda, kent planlamacılığında, sistemin bedene yönelik müdahaleleri görmezden gelemeyeceğimiz bir tahakküm ilişkisi içermektedir. Bu gün F Tipi cezaevlerinde izole edilen bedenlerle, gönüllü olarak F Tipi apartmanlarında yaşayan bedenlerin birbirlerinden çok ta farklı bir kaderi paylaşmadığını söylemek yanlış olmayacaktır. Alt komşumuzun trajik ölümünü TV ekranından izler, başsağlığı mesajımızı ise telefonla bildirirken işin içinde bedenimiz yoktur. İnternet üzerinden alışverişimizi yaparken, yeni arkadaşlar edinirken, aşık olurken, kavga ederken, bilgi alıp bilgi verirken de bedenimiz, görüntüsü, cismi, kokusu, rengi ve duygusuyla işin içinde değildir. Oysa ki bedenin de bir dili vardır ve pek çok zaman sözün anlattığından daha fazlasını verir. Arabalar, televizyon, bilgisayar ve içinde yaşadığımız daireler, bize sokaktan ve diğer bedenlerden izole edilmiş sahte özgürlük alanları sunuyorlar.
0 yorum:
Yorum Gönder